11 C
Bursa
28 Ekim 2021 Perşembe
spot_img

Ölümden Sonra Sevabı Kesilmeyen Üç Şey

“İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i câriye (faydası kesintisiz sürüp giden sadaka), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.”

(Müslim, Vasiyyet, 14)

Ölüm, yaşadığımız dünya hayatının sona ermesi ve varlığı kesin olan sonsuz ahiret hayatının başlangıcıdır. Ebedî hayatın başlangıcı ile beraber dünya hayatında en ufak şeyden en büyüğüne kadar kayıt altına alınan amel defterlerimiz kapanır. Ancak ilahi hikmet gereği bazı amellerin sevabı kesilmez ve sahibi için hâlâ işler vaziyettedir. Allah Resulü’nün (s.a.s.) bir hadisinde belirttiği üzere bunlar; sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve dua eden hayırlı evlattır.

İslam dini müntesiplerinden sadece kendileri için yaşam sürmelerini beklemez. Yeryüzünün halifesi olan Müslümanlar dünya hayatında huzurun teminatı olurken hem kendileri hem de kendilerinden sonrakiler için çalışırlar.

Ölümün kendileri için bir son olmadığını bilen Müslümanlar, dünyayı güzelleştirirken her yaptıkları işin başka bir boyutu olduğuna inanırlar ve buna bağlı olarak çok yönlü bir kazanım peşinde olduklarının bilincindedirler. Bu nedenle tüm insanlığa faydalı olacak hayırlar Müslümanlardan sâdır olur. Sadaka-i câriye tıpkı bir ırmağın akışı gibi istifadesi bol ve daim, dolayısıyla sevabı kesintisiz olan sadakalar için kullanılır. Camiler, çeşmeler, okullar, yollar, köprüler ve bilcümle insanlığa faydası olacak olan iyilikler bu tür sadaka çeşitlerindendir. “Cömert; Allah’a yakın, cennete yakın, insanlara yakın ama cehennemden uzaktır.” (Tirmizî, Birr, 40). İslam’ın Müslümanlara aşılamış olduğu bu hüküm fehvasınca malını hayır uğruna harcayanlar her daim Allah’a ve dolayısıyla cennete yakın vaziyettedirler.

İnsanın ölümünden sonra sevabı kesilmeyen amellerinden ikincisi, kendisinden faydalanılan ilimdir. Bir Müslüman ömrü boyunca bilginin peşindedir ve ilmini insanlığa hizmet için sarf eder. Talebe yetiştirmek, eserler telif etmek, ilim meclislerinin kuruluşu ve yaygınlaşması için her türlü desteği sağlamak ecri daim olan ameller arasındadır. İslam’da ilim öğrenme ve onu başkalarına öğretme hususunun sahibine her zaman üstünlük kazandırdığı birçok vesile ile belirtilmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadisinde “Ancak iki kişiye gıpta edilir: Onlardan biri Allah’ın kendisine mal verdiği ve Hak yolunda o malı harcamasına imkân tanınan kişi, diğeri de Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkasına öğreten kimsedir.” (Buhârî, İlim, 15) buyurmaktadır. Söz konusu hadiste hem insanlığın hayrına olarak hak uğruna malından vermeye hem de ilim öğrenip öğretmeye teşvik bulunmaktadır.

Allah Resûlü (s.a.s.), kendisini ilme açan ve bu ilimden insanların da en güzel şekilde faydalanmasını sağlayan kişilerin durumunu etkileyici bir temsille anlatmıştır: “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, (farklı yapılardaki) topraklara düşen bol yağmura benzer. Bunlardan bazıları temizdir, suyu alır, bol bitki ve ot yetiştirir. Bazıları kuraktır, suyu (yüzeyinde) tutar. Bu sudan insanlar yararlanır; hem kendileri içerler hem de (hayvanlarını) sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir toprak çeşidi de vardır ki dümdüzdür. (Ona da yağmur düşer ama) o ne su tutar ne de bitki yetiştirir. Allah’ın dinini inceden inceye kavrayan, Allah’ın beni kendisiyle gönderdiğinden (hidayet ve ilimden) faydalanan, öğrenen ve öğreten kimse ile (bunları duyduğu vakit kibrinden) başını bile kaldırmayan ve kendisiyle gönderildiğim Allah’ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin misali işte böyledir.” (Buhârî, İlim, 20).

Son olarak ise İslam toplumunun teminatı olan temiz bir neslin yetiştirilmesine matuf olarak dua eden hayırlı evlatlardan bahsedilir. Geleceği şekillendiren çocuklar, güzel ahlak kuralları ile eğitildiğinde sağlıklı bir toplumun hem kurucu unsuru hem de koruyucusu olurlar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), hiçbir babanın evladına güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmadığını belirtmiştir (Tirmizî, Birr ve Sıla, 33). Bir kimsenin kendisine hayır duada bulunacak evlatlar yetiştirerek dâr-ı bekaya göç etmesi şüphesiz hem kendisinin ahiret hayatı için hem de geride bıraktığı topluma hayırlı bir birey kazandırmış olması bakımından kazançtır.

İnsanların ahiret hayatına intikal etmesiyle üç amel dışındaki amellerin kesilmiş olduğunu bildiren hadisi birey özelinde anlayacağımız gibi toplum bazında da yorumlamak mümkündür. Öyle ki hadiste âdeta topluma hem bayındır bir medeniyete hem de İslam düşüncesinin temelini oluşturacak bir nesli var etmeye çağrı bulunmaktadır. Şairin dediği gibi:

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan

Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmiş ülkesi

İslam kültürüyle bezenen bayındır bir yeryüzünün müjdelenmesi ancak pak nesillerin ilim ve irfanla husule getireceği İslam düşüncesi ile mümkündür. Bu nedenle bugün de yeryüzünü imar edip umrana kavuşturmak Müslümanların vazifesidir.

Ölümden söz ettiğimiz bir durumda bile bitmeyen kazanımlardan bahsetmemiz yalnız mümine mahsus olan hâllerdir. Öyle ki o, yeryüzünü güzelleştirdiğinde hem insanlığa karşı hayrı dokunmuş hem de dünyadan ayrıldığında ecri daim olan ameller işleyerek göç etmiştir. İlim uğruna gösterilen çabalar, kendisinden sonrakilere faydası olup amel defterini kapatmayan nişanelerden sayılmıştır. Son olarak İslam ümmetine kazandırdığı hayırlı evladın duası sevabı kesilmeyen ameller arasında yerini almıştır.


Kaynak: Arş. Gör. Ayşe Sağlam – Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (Diyanet Aile Dergisi, Mayıs/2021)

İlgili Gönderiler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medya

8,497BeğenenlerBeğen
610TakipçilerTakip Et
1,900TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Son Eklenenler